İzmit & İnönü C tepesi

Bu haftasonu cümbüş cemaat bi minibüs tutalım, abantta yayalım planımız, 20
kişinin 4 kişiye düşmesi sonucu elimizde patlayınca, biz de kalan sağlar
olarak bi arabaya doluşup düştük yollara.

Hava tahmini:
– Ctesi kuvetli kuzey (Ormanlı ve abant dışında gürle, manisa, inönü,
ankara, vs için patlak gibi)
– Pazar mutedil kuzey, kuzeye bakan heryer için uygun görünüyordu

Planımız:
– Ctesi İzmit’te doğantepe yakınlarında eskiden gittiğimiz bir yeri yeniden
keşfetmek
– Akşam izmit, gürle, abant, vs biryerde kamp kurmak
– Pazar ise abant, gürle, inönü (hatta birileri kayseri dedi!) gibi biyerde
uçmak

Güzel başlayan günümüz, İzmit’e varmak üzereyken Ankara’dan gelen gayet kısa
ve öz bir sms ile endişeli bir bekleyişe dönüştü:

“O gün, bugün !” (100+’ı kastediyor)

Haaayyıııııırrr, bizsiz olamaaazzzz diyerek hemen mesajı gönderen Gazi’den
Yılmaz’ı arayıp hava durumunu sorduk. hava hiç de patlak değilmiş ve cümle
alem tepede hazır, termik bekliyormuş, peki kimler var diye sorunca saymaya
yiğit’le başladı biz gerisini dinlemedik bile, hemen “gettiiiii gettiiiiii,
başkasına yar oldu gül gibi 100+” diye ağıt yakmaya başladık cümleten :)

Daha bunun acısını sindiremeden bu sefer de denizliden isa’nın mesajı geldi:

“Bugün TC rekoru kırılıyor: Hilmi az önce bulut tabanından pamukkaleyi
terketti”

Kardeşim ben “100+ noteri” miyim ? Hiç acımanız yok mu sizin ? Olmuyo ama
bööle nispet yapar gibi ! hatta “gibi”si fazla yani .. biri yarışma kanadı,
diğeri 2-3 kanadı almış fırsat kolluyo, haksız rekabet kardeşim ! adaletin
bu mu dünya … ühüüü ….

Neyse yapacak bişi yok, biz arabada “allaahımm kör et beenii” arabesk
şarkısını içimizden mırıldanarak izmitteki tepemize vardık.
Kalkış güzel, rüzgar patlak, termikler gani, iniş dandik, arkası izmit
ormanları … Bulutlara bakıyoruz, yukarda rüzgar limitlere yakın, kalkışta
termiklerle birleşince patlak .. Kalkarsın, kalkmazsın derken, baktım millet
beni kesiyo:

– “Sen kalk, biz seni havada seyredelim, geriye sürüklenip patlamazsan belki
biz de geliriz”
– “anan güzel mi ?”
– “efendim ?”
– “yok bişi …”

ardından, bildiğiniz “rüzgarsalağı” konumunda ben hazırlanmaya başladım,
biyandan ağırdan alıp rüzgarın darbelerini gözlemliyorum, diğer yandan
kalkışın arkasındaki ağaçların içinden geçersem daha nereye giderim diye
bakınıyorum ..

Öteyandan cümlealem memleket sathına yayılmış 100+’ın yarısını çoktan
geçmiştir diye düşünceler beynimi kemiriyo ..

Neyse iki termik arası, rüzgarın limitler dahiline indiği bi anda ters çekip
çıktım, daha önüme dönemeden kalkışın 10 mt üstünde, önümü döndükten sonra
50mt üstünde, bi dakka sonra 500mt üstündeyim, hafiiiif ampül durumları var,
speedi usulca yokluyorum yerinde di mi diye .. Biraz gezindikten sonra
çağırdım levent’i o da hazırlanıp geldi yanıma, beraber 1300mt’de terkettik
tepeyi. En azından ötede biyerlerde inişe daha uygun geniş bi arazi buluruz
diye düşünerek, yuvacık barajının üzerinden batıya, gölcük’e doğru uzadık.
Ben hem arabayla bizi kolayca alabilecekleri hem de güvenli şekilde
inebileceğim bir yer bulunca oraya kitlenip iniş yaklaşmasına başladım, adi
levent arkamdan gelirken bi termik bulmuş, çaktırmadan dönüyo ..
neyse ben indim, bakıyorum levent nereye patlayacak diye, göremeyince
telsizden seslendim,
– “ben 1400mt’deyim, devam ediyorum” diye cevap geldi ..
tamam lan bi de sen vur …
ben acılar içinde kanadı toplarken gökhanla ali de geldiler, hep beraber
levo’nun peşine düştük .. adam 70 km/h yer hızı bildiriyo, yakalayabilirsen
yakala …
Neyse sonunda iniş opsiyonlarının azaldığı bi bölgeye gelmiş de 17 km sonra
indi adam, yoksa yalovayı dönüp gürle’ye gidecek utanmasa !

Levent’i de gölcük çıkışından aldıktan sonra, Yuvacık’ta Gökhan’In tanıdığı
bir yere, alabalık yemeye gittik, şelale içinde nefis bir yer: alabalık,
fırında kaşarlı mantar, çoban salata, muhlama nefis .. kendimizi gastronomik
zevklere vurduk, bi yandan da akşam ve yarın naapsak diye konuşuyoruz.
Abant iptal, dedik bu akşam gürleye gidelim kamp atalım, sonra pazar sabah
erkenden yola çıkıp inönüye gidelim … hani olur da inönü’den kütahya
taraflarına bişeyler yaparız, namusu kurtarırız filan ..

Hemen açtık ismet’e, hava durumunu sorduk, pazar günü için bize ümit verince
anında gaza geldik, gürleyi de satıp direkt inönüye basma opsiyonunu
tartışırken arkadan biri “ya acaba yarın sabah gürle’den bi sorti uçup
öylemi yola çıksak” diyince ben kopup “ne gürlesi be ya, düz uçarsın inersin
orda” diye patlayıvermişim .. bütün yol boyunca benimle maytap geçtiler
adiler, gık desem “ne gıkı be ya, uçarsın inersin orda” diye ekleyiverdiler
bütün yol ..

Bu arada özaylarla konuşuyoruz, onlar da sağolsunlar bizden daha gazman
adamlar, biz de geliyoruz inönüye deyince biz iznikten bilecik’e devam
ettik, özaylar bir saat arkamızdalar. Sanırsın haçlı seferi düzenliyoruz,
inönüye 100+’a gidiyoruz ..

Geceyarısı vardık inönüye, gerçi pek ümidimiz yok ama, bir soralım diyerek
thk tesislerinin kapıya dayandık, nizamiyedeki osman abi’ye “biz yarın
uçmaya geldik, izin verirseniz burada kamp kuralım” diye ricamızı ilettik, o
da bi dakka aracı içeri alın ben nöbetçi amire haber vereyim diye bizi buyur
etti. Neyse nöbetçi amir Yusuf geldi, dedik “kusura bakmayın habersiz geldik
ama mümkünse kamp kuralım”, o da dedi, “kamp dahilinde kamp kurmak yasak ama
siz buyrun tekamül koğuşunda kalın ?”
Gerçi niyetimiz kamp kurmaktı ama bu misafirperverlik karşısında geri
çevirmeyelim dedik, koğuşa yerleştik.

İnönü’de biz gitmeyeli ortam baya değişmiş, bugüne kadar hiç olmadığı kadar
iyi karşılandık. Nöbetçi amirler Yusuf, Ferdi ve diğer bütün personel bize
inanılmaz derecede yakın, samimi davrandılar ve ellerinden gelen her türlü
yardımı esirgemediler, buradan kendilerine tekrar teşekkür ediyorum.

Bize sertifika sormadılar ve uçmayın demediler, ama sigortamız olmadığı
gerekçesiyle, acil durumlar dışında uçuş ve inişlerin kamp dışına
yapılmasını rica ettiler, bu arada uçuş güvenliği gerektirdiği taktirde
tabii ki iniş için kamp alanını kullanabileceğimizi de eklediler. Biz
inenleri toplaması kolay olsun diye kamp alanı dışında yolun kenarındaki boş
tarlalara indik zaten ama kamp alanına indiğimizde de sorun olmadı .. Bu
uygulamayı mantıklı bulmasak da, bunun eleştirisini bu kuralı koyan
yöneticilerle yapmak gerektiğini bildiğimizden, bize yardımcı olmaya çalışan
personelle herhangi bir tartışmaya girmedik, karşılıklı anlayış gösterdik.

Neyse, pazar sabah erkenden kalkıp büyük gün (!) için hazırlanmaya başladık,
hemen tepeye çıkıp kahvaltı için kamp malzemelerimizi ortaya döktük, ayıptır
söylemesi peynirli sucuklu yumurta nefisti, çayın yanında yanında zeytin,
domates, hıyar, biber herşey vardı. Gökhan ile Ali sağolsunlar portatif
masamıza kadar herşeyi düşünmüşler :)

Bursa’dan Nihat da tepede bize katıldı. Daha termikler pişmemişken inönüden
ilk defa uçanları önden saldık, havada bişey yok, hemen indiler, gidip aldık
hadi bi sorti daha derken saatler öğlene yaklaşırken hava ha pişti ha
pişecek diyerekten biz de başladık hazırlanmaya ..

Bu arada dün akşam bizi karşılayan yusufa hava tahminini sorduğumuzda yarın
cephe girişi var yağış bekliyoruz diyince bir kez daha yıkılmıştık ama
etrafa bakıyoruz uzaklarda pofuduk kümülüsler oluşmaya başlıyor, herşeye
rağmen ümitliyiz.

Hatta o kadar ümitliyiz ki, bize uçuş planımızı soran ferdi’ye, akşam
yemeğine yetişemeyebileceğimizi, kısmetse akşam yemeğimizi afyon ikbal’de
yemeyi planladığımızı anlatıyoruz :)) Ferdi de bize inince sağsalim
olduğumuzu haber vermemizi rica ederek iyi uçuşlar dileğiyle uğurladı.

Saat 1’e gelirken biz yaklaşık bir saattir tam takım hazırlanmış,
kasklarımız kafamızda, gps’lerde afyon ikbal 117 km “goto”lanmış (gazdayız
biraz:), gözlerimiz kocaman rüzgar kaskında, ter ve ümit içinde termik
çevrimlerinin başlamasını bekliyoruz.

Heryer kümülüs bulutlarıyla dolmuş, birtek inönünün üzeri masmavi ! Kanadı
tepeye çekecek kadar bile rüzgar bi geliyo bi gidiyo, biz kafayı çizecez
nasıl olur diye …

Derken levent dayanamayıp çekip çıktı ve C tepesinden en hızlı inen pilot
oluverdi :) Böyle arada sırada bi termik gelir gibi oluyo ama biz kanadı
çeker çekmez puf diye gidiveriyo .. şaka gibi yani .. bi ara hah geldi
termik diye ben de çıktım, kazı kazı yok bişey hemen aşağıya patladık tabii,
neyse bi daha çıktık, hava iyileşir gibi oluyo, daha önceki uçuşlarımdan
bildiğim noktalardan toplaya toplaya zor bela bi top-landing yapmayı
başardım.

Biz böyle hava ha pişti ha pişecek diyerekten herbirimiz en az 3-4 sorti
patladıktan ve saati akşamüstü 4 filan yaptıktan sonra
– “hadi abi ben acıktım, şu ikbale gideceksek gidelim, geç kalıyoruz”
esprileri ile gülerim ağlanacak halimize modundayız.

En son akşamüstü inönünün meşhur yelken rüzgarı başladı da aşağıya
patlamadan C tepesi, B tepesi biraz gezinebildik, ama tepe üstüne 400-500
mt’den fazla çıkmak nasip olmadı.
Akşamüstü gelen ismet’in de doğruladığı gibi yemyeşil inönü ovası,
barındırdığı nem yüzünden ısınmayı güçleştirdiği için heryer pofuduk bulut
kaplı olduğu halde inönü bölgesinin termiksiz kalmasına sebep oluyor.
Tarlalar sararıp termik üretmeye başlayıncaya kadar inönüden afyon ikbale
gidemeyeceğiz galiba :)

Uçuşları bitirip, adam başı 6 ytl yatak ücretlerimizi de ödedikten sonra,
bözüyük ömür’de güzel bir akşam yemeği yiyip evimize döndük.

Biz inönü’de patladık, ankara ve denizli ne yaptı acaba diye merak ediyoruz
bu arada, gerçi kara haber tez yayılır derler, bi ses çıkmadığına göre bu
sefer de kaptırmadık 100+’sı diye düşünüyoruz ama ne oldu nasıl oldu bi
deyiverin, merak ediyoruz yahu ..

Leave a Reply